10 Aralık 2017 Pazar

"yalnız"? bu bir kelime isim, sıfat, edat, zarf, bağlaç olabiliyor. ironik bi şekilde yanındaki kelimelere bağlı nasıl adlandırıldığı. yalnızken "yalnız" ne bilinebiliyor ne olduğu, ne anlatılabiliyor, ne anlaşılabiliyor... şimdi hiç bir işe yaramazken ben, hiçbir şey olamamışken yalnız da mı değilim o zaman? her bakanın her yakınıma sokulanın başka başka bildiği, bulduğu, zannettiği.. ama bi benim bulamadığım ben? yoksa ben miyim en yalnız ?

30 Kasım 2017 Perşembe

ben seni çizmeye çalışmadım
hiç
ben seni çözmeye çalışmadım
hiç
ne benim kalemim  yeter seni çizmeye, ne benim aklım yeter seni çözmeye. çok azdır da haddimi bildiğim, ben seni bildiğim gibi hiçbir şeyi bu kadar iyi bilmediğim içindir belki; senin karşında bu çaresizliğim.senin haberin bile yokkken aklından geçtiğinin, aklına bile getiremediklerini, aklının ötesinden alıp getirip küçücük avuçalrına bıraktığımda dudaklarının kilitlendiği, caanım gözlerinin o benim caanım gözkapaklarınla yarısı kapandığında, aşağı, masa sehpa ya da ne varsa orda ona bakar gibi ama aslında asırlarca uzaklara gittiğinde..beklememiş miydim seni? herhangi bi göze bi kaç saniye, bize göre yüzyıllarca süre? gitmek! gitmek kolay küçüğüm başkalarınca ve biz uzun uzun konuştuk bunu aslında başkalarına aldırmayarak hatta kaçmalara  kızarak, kolaylara küfürler savurarak.. sen şimdi kolay" diye gittin ya? ne kadar?? diyelim ki yüz yıl kilitlendi dudakların, bi yüzyıl kapattın ışık ışık gözlerini?.. diyelim ki ben zaten yaşlıydım, diyelim ki ben öldüm; bi daha? çünkü ben insan suretiyle kaç kez geldim de çün kü ben kaç yüzyıl yaşadım da, çünkü ben ölmeyi seninle öğrenmiştim.. hadi diyelim bi yüzyıl daha? bensiz. boşvermişsin mesela? parantez içinde ve sonunda ünlem işareti ile hepsi de tırmak için de ... İYİ sin..
mutlu..
ben sensiz, bi gün olamaz da yanında olmadığım; ben yakınında olmadığım hergünü saydım. şimdi iki yüzyıl geçti ise sesini duymadığım, yumuk ellerini tutmadığım, teline kıyamdığım saçlarını koklamadığım,. iki koca yüz yıl...
hadi inat ettin? edersin, inadın ne garipitr? bi iki yüzyıl daha beni senden seni benden bizi bizden mahrum ettin. dört yüzzz yıl etti küçüğüm; benim için dört bin yıl senin için canımm gözlerinin sol aşağı baktığı ve "müjgan" en güzel görünür o zaman bi kuğu sızısı bi göze böyle yakışır, o senin gözlerini kırptığın saniyenin bilmem kaçta kaçına kaç hikaye, kaç film, kaç şiir sığar..
hadi hadi olsun 4 kere gözünü açıp kapadığın o sürede.. 4000 yıl özledimdi seni...
sayılar numaralar rakamlar hesaplar kitaplar...
yapma diye yalvarmıştım sana, yok yok hesap edemezsin, aklına sığmaz her gözünü kırptığında bi adamın 1000 yıl eziyet çekmesi. yok yok...
bunun hesabını veremezsin...sana hesap soracak değilim ama habrin olsun;
hesapsız kitapsız zamansız ... özledim seni...

17 Kasım 2017 Cuma

ölmedim küçüğüm.. gibi bişey oldu da...
benim kararım değildi, tercih hakkım yoktu, yaşamam gerekti, zorunda kaldım. ölmedim küçük ve kaç kere ölmek gerek ki bunun için sadece; sen hiç merak etmedin..
nefes alamadığım oldu. bana yüzyıllar gibi gelen, demek ki yüzyıllarca nefesim kesildi. ama ölmedim küçük, ölemedim. ölemezdim. nefes almak gibi "sözler" benim için. susamadım ben. geceye, karaya, aya, adı sen olan ya da sana adanan yıldızlara, gezegenlere, delilere, sarhoşlara, fahişelere, günlerin ve gecelerin emekçilerine, çaycıya, çöpçüye, hademeye, öğrencilerime, öğrendiklerime, anneme, babama, kardeşlerime, sabah pencereme konan güvercinlere ve adının kumru olduğunu senden öğrendiğim boz renkli serserilere, göğe, güne, güneşe.. söz ettim, hep. hep senden.daha içinde sen olmayan bi cümle kurmadım. sana verdiğim sözlerim ve seni tanımadan önce ettiklerim, zaten onları da sana vermiştim, bilirsin ya, bundan sonraki "delirê-meme-lerim de hep senin, hep senin için. kağıda, deftere peçeteye, göğe, geceye, suya yazdıklarım. hatıraladıklarım ve hatırlamadıklarım, aklımda tutamadıklarım , unuttuklarım... 
ahh bi de tutamadığım sözler... ahh..
sözvermiyorum artık küçüğüm.. sözlerimi sana verdiğimi bağıra çağıra haykırabiliyorum da, adını kimseye anamıyorum. kıyamıyorum. benim sayfalarca aradığım, satırlarla anlatamadığım bi yarım gülüşünü, bi yarım cümleni kimseyle paylaşamıyorum. bende kalsın senin söylediklerin. ama sana sözlediklerim? neden-niye bilmiyorum da herkes duysun. sen de kızmazdın sanki.. ya da kız ne bileyim! ben artık sana kızabiliyorum. sinirlenebiliyorum bazı bazı, serzenebilirim ara ara artık sana.. ama sık sık, ama hep, ama ben seni çok..

seni hep.. ben seni her nefeste, her kalp atışında o ne güzel ritimlerde
ben seni çokk özlüyorum...

zikrin ne güzel sessiz sessiz, tekrar tekrar..

20 Mart 2017 Pazartesi

sözlerim bitti...

otuzyedibuçukyıl ve yirmi gün.. bugün; hayatımda hiçbir konuda hiç bir şey beceremediğimle yüzleştim. hiç bi şey olamadım.hiç umurumda değildi bugüne kadar; sen geldin. afilli sözlerim vardı senin için, eskileri de sana vermiştim, şimdi dişerim un ufak oldu sıkmaktan, açmayayım ağzımı, ağzımdan zehir, ağzımdan bok akıyor.. içimde tutmadığım sözlerim gitti. verip de tutamadığım sözlerle kaldım, gittin; sözlerim bitti_

27 Şubat 2017 Pazartesi

hâtıralayamıyorum...

hatırlayamadığımı hatırlamak çok canımı sıkıyor, unutmak için unuttuğumu; bozduruyorum aklımdan kalanları...

18 Şubat 2017 Cumartesi

gülüşü yarım, çık dışarı oynayalım...

akşam ezanı okundu, topunu aldı gitti.. annesi zaten pencereden çağırıp duruyor. gitme dedi çocuk, oynayalım azcık daha? Hı? birazcık daha oynasak? yok, kucakladı topunu yumuk elleriyle seke seke gitti. bakakaldı çocuk arkasından. dolu dolu gözleri, yürü git dedi.. eşek dedi deli,.. hiç yakıştı mı çocuk sana zaten anneler seninle oynamasınlar diye tembihlemişler, kimden duydun sen o ayıplı sözleri hem?, dolu dolu gözleri bağırmasa ağlayacak belli...
yerden yarım bi izmarit aldı, cebinden kav kibrit çıkardı, gözlerinden ateş çıkan çocuk, yok yok ağlamayacaktı.. bok dedi.. bokum gibiymiş topun da zaten, yürü git!
yakıştı mı çocuk sana, hem ne var onun topu, alır gider, oynadığın kadarına teşekkür ettin mi? kimse oynamazdı sokakta seninle, o korkmadan yanına gelmişti. şimdi topunu alsan elinden, olur mu o üzülür ki? yapmazsın di mi sen?
akşam ezanı okundu, topunu aldı gitti.. kırmızıydı eteği, pabucu, simsiyah saçları karmakarışık rüzgardan bi eliyle onları düzeltti hemen sarıldı geri topuna,
hadi sen de git evine çocuk hem hangi mahalledensin sen?
ahh..
ben ne bileyim çocuk?
evin olmadığını

2 Şubat 2017 Perşembe

hergünü sana anlatıyorum saniye saniye aynı anda gündüz düşleri hep sana dair, geceleri uykularım kaçıyor

31 Ocak 2017 Salı

doluşmuş genci-yaşlısı, çekgini hovardası, bi hüzünlü bi mutlu ama hep umutlu, hep suskun, hep gürültülü... hep karışık, karmakarışık...zeki mürenden orhan gencebaya geniş bi ruh halindeyim. kaç kaç zamandır yatağımdan kalkmaya yok da mecalim;
içim bi meyhane bu akşam...

27 Ocak 2017 Cuma

soğutamıyor gecenin serinliği,
susturamıyor gecenin sessizliği,
alev-alev, çığlık-çığlık sensizliği!
çok uzak bi şehre yağmurlar düşer, içimdeki bi şiire bi damla...

23 Ocak 2017 Pazartesi

15 Ocak 2017 Pazar

ucu bucağı görünmeyen bir yola düştüm. düşe kalka yoruldum. ne oldu bilmem, nasıl oldu ama durdum. meğer; herkes yürürken, bilmedikleri yerlere koşarken, ben oturmuş seni beklemişim senin geleceğini bile bilmeden. o kadar çok beklemişim ki, son gençliğime doğru şimdi hem yolların yılların yorgunluğu, sen gelince fırlayıp kalkamadım yerimden, öyle tutulmuş uyuşmuş bacaklarım, yürümeye yürümeye yürümeyi unutmuşum, o kadar beklemişim.
yolu seyrettim, yolcuları, karışmamışım hiç aralarına, takılmamışım peşlerine, önümden geçenler takılmasın diye ne kadar sakınsam, takılanlar sendeleyenler olmuş, özür de diledim hepsinden. dönüp gitmişler, bazıları dönüp bakmadan, bazıları küfür kıyamet, bazıları tekme tokat.. önüme bozukluklar atan da olmuş, kısa süre gelip yanıma oturan da, oturduğum yerden kovan da... beklemişim...
sonra sen geldin...sağ yanımdasın; sağ yarım yokmuş sen gelmeden..
şimdi sen herkesin koştuğu bu yolun kenarında oturmak istemezsen, herkesin gittiği ve ama neye niye gittiğini bilmediği yerleri merak edersen? ben seninle her yere yürümek istemez miyim, sen beni ister misin? bilmem de ben sen yürüme taşıyayım sırtımda istemez miyim? ama korkuyorum küçük; o kadar çok beklemişim ki seni, oturduğum yerden kalkabilir miyim? bir daha yürüyebilir miyim?

yüz gün olmuş yüzünü avuçlarıma almayalı,

aşk

aklını başına al!
başına geldiyse hiç düşünmeden, alıp başını gitmeli insan, akıl baştan gitmeden.. yaşına başına, başına sonuna aldırmadan...

9 Ocak 2017 Pazartesi

21 Aralık 2016 Çarşamba

gündönümü

sizinkiler ne zaman kısalır bilmem de benim gecelerim hep uzundur,.. kara geceye yakışır, karartmayın hayatları yeter, yetsin! bitsin, gitsin içimizdeki karanlıklar...

16 Aralık 2016 Cuma

nadas..

senden-benden çok fazla, ne benim afilli sözlerim yeter, ne senin güzelim susmaların...
şairlerden, şiirlerden en çok da gök'ten medet umduğumuz dile getirsin diye O şey., anlamadığımız, anlayamadığımız, anlatamadığımız kadar güzel...
sarılmalar bilir, sarılmalar anlatabilir ancak..
onları da kimse bilmesin zaten..
çokk özledim...

5 Aralık 2016 Pazartesi

toroslar



memleketim dedim ya sana sarıldığım her şehre! aklımı aklına bıraktım, memleket oldu aklın, memleket oldun ya? sana memleketi anlatayım;
çünkü gitmesek de, o köy bizimdir, bizim evde toroslara ancak cenazeye gidilir..
aghh be torosların da bi dili olsa bi şivesi, bi zaza, kurmançi isyanı, bi bektaşi nefesi,bi kemençe figanı..
yok ki torosların derdini anlatsın
ahh yiğittir torosların kadını eri, sevdi mi toroslar gibi yücedir, dellendi mi toroslar gibi dik, kayaları gibi sert, kızınca öyyle yaman, yoktur aman. bakma tahta kaşığa öyle vurduğuna,bakma dönüp durduğuna;
torosun adamı vuramaz, kıyamaz, döner kendi etrafında, etrafında döner sevdiğinin, deliye döner de bazen, torosun adamı dönmez yolundan..
yamandır torosun kışı; nefesin donar, suyu serttir, kardan erir zirveden gelir,insanı merttir,.
... de bi çift göze, bi çift söze erir...

toroslarda sevdalar saza, söze değil kalplere işlenir!
toroslardan bi adam,
toroslardan bi kadın sev!!
sana sözler,
sana şiirler,
sana besteler...
ver(e)mez de;
can ını verir!!!
ha ben sana geldim ya torosların inadı gibi, dağları yerinden oynatırcasına, canım ya ferhat dağ delmek, ulen mecnun çölgeçmek de dert midir?
hah işte o toroslar biraz benim içimdir, sanki toroslar benim içindir, o toroslar illa ki ben dir...
bi yanı akdenize bi yanı bozkıra bakan, suyun ve susuzluğun ortasında yüce bi sınır..
şimdi sana torosları anlatmam küçüğüm, ne kadar küçük olduğumu toroslara baktığımda anladığımdan, memleketim be küçük, memleketimsin ya sen, öyle küçüğüm, küçücüğüm,
sana her baktığımda...

ankarada, masamda gaziantep mutfağı, kulağımda karadeniz müziği, aklımda istanbul, iki duble sonra...

1 Aralık 2016 Perşembe

29 Kasım 2016 Salı

gelsin..

akşam başladı hiç durmadan yağıyor, ben böyle bir yağmur görmedim?
ister inanın ister inanmayın benim için yağıyor, bana yağıyor.. 
...
evvela bir şeyi izah edeyim, 2007 yılında abi çok güzel bi network dedi bi arkadaşım hesap açtım fb da. kardeşim sadece undergrad e-posta hesabı ile üye olunuyor diye bahsetmişti kısa süre önce, haberleşmek için haberdar kalmak için çok iyi idi. çok da güzel oldu bir sürü şarkı öğrendim, bir sürü kaynak paylaşmış insanlar. bir sürü insanla irtibatta kaldım, ulaşamadıklarıma ulaştım vs.. çok güzel insanlar tanıdım sadece buradan,.. sonraları daha uzunları buradan paylaştım.
peki bu klavye kahramanlıkları? neden? neden bu saçma sapan kelime canbazlıkları, kafiye hokkabazlıkları, bu afilli sözler, bu olmadık paylaşma, teşhir ve dikiz halleri sanal sepet alemde?..
çok yalnızım lan? hepiniz kadar yalnızım.ve hepinizin toplamından fazla. starfaksta sosyal yalnız olayım diye tezi orda yazmaktan falan başka fazla yalnızım. kaybedenler kulübünün filmi değil de orjinal kayıtlarında kaanın telefonla arayan annesine bisürü saçmalayıp da sonunda dalaktan böyle “çokk yalnızım be anne” dediği kadar, ozzy nin mama aym kamin hom diye böğürdüğü kadar yalnızım. bağırmak gelio içimden, çağdaş hali işte. 16-17 yıldır tv seyretmiyorum gazete almıyorum haberlerden haberim olmasın daracık çevremde bile kimseyi arayıp sormadığımı bilir herkes, karşılaştıklarım anca, duyulmak istiyorum lan bazen, paylaşmak istiyorum, hepiniz kadar.. taşıyor. durmuyor.
şiir falan yazmıyorum, babam şair benim ben değilim. afilli sözler ediyorum işte.  akıl falan vermiyorum, hayatımızda hiçbirimize kendini sevmekle ilgili bi çalışma, etüt, antrenman vermediler de ben 22-23 yıldır kendimi çalışıyorum, kendimi deniyorum, kendimi seviyorum. biliyorum ne kadar akılsız olduğumu. akıl vermenin haddim olmadığını. tevazu falan değil biliyorum ve zaten çok yakışıklı olduğum için umrumda değil.. hoş bir kaçzamandır aynada kendimi beğenmiyorum.. “O” neden beğenmedi ki beni?  patolojik seviyede narsisizmden muzdarip ve fakat narsist olduğunun farkında olduğundan belli imkanlarda kontrollü bi adam da olarak beğenilmek nefesten sonra sudan önce benim için. biliyorum. ama bunlar beğenilmek için de değil. duyulsun, istiyorum. duyulmak ister herkes. anlaşılmak ister. anlamak. şimdi herkese yazayım hepiniz duysun, “O” anlasın ama.. ben anlatamıyorum anlayan biriniz aslında hepiniz bi dah bi daha anlatın “O”na..
ha bi de ne olursa olsun “O” hiç ağlamasın ya...

ben hiç yalnız kalmayacaktım? noldu ya? niye böyle oldu. ben bunu haketmek için ne yaptım? ben bunu haketmek için ne yaptım? ben bunu haketmek için ne yaptım? ben bunu haketmek için ne yaptım? ben bunu...
ne zaman unuttum lanetli olduğumu. mucize işte ya. hala mucize diyorum “O”na ben. size hepinize diyorum ben mucize gördüm! gerçekti lan hem. bütün saçmalamlar, acılar, birikenler, taşanlar, beklenenler sonunda hep hep “O”nun içinmiş! şimdi  niye böyle oldu?

iliklerime kadar ıslandım yağmurda. “O”nun yağdırdığı gibi mucize, öyle sıcacık, ışık ışık değil bu yağmur. bu baya baya hüsnünün dediği gibi delik deşik ediyor. ister inanın ister inanmayın benim için yağıyor, bana yağıyor.. benimle yarışıyor, kaç gün yağacaksın durmadan? günlerdir aralıksız ağlıyorum da, kaldığım yerden devam mı ediyor? ben şimdi
ağlayabilemiyorum... gözyaşım bitti.
gözlerim gitti.
lan öyyle güzel ki gözleri böyle kocaman kocaman...
gözleri n/m i aldı ya...
yazamıyorum bile sözlerim gitti.. “O”nu “O”na anlattım “O”nu söze dedim, yazıya döktüm, bundan sonra da yazacaklarım hep “O”nun zaten, yetmedi bugüne kadar ki bütün sözlerimi de “O”na verdim. Ahh ne sözler verdim de tutamadan daha sözlerimi aldı gitti.
sözlerimi de alsın gelsin.. söyleyin ya nolur hepiniz söyleyin gelsin. nolur hepiniz dileyin gelsin. Dua dilek totem enerji ne ise işte bildiğiniz, yapın ya gelsin. acizliğimi mazur görün de biriniz hepiniz hanginiz napıosanız yapın ya nolur gelsin..

ben âşık oldum lan, ben aşkı buldum, ben ışık gördüm; pervane oldum, ben aşk olucaktım lan?!!
Ahh aklını ev bildiğim, aklım sende kaldı ben akılsız kaldım..

neyin cezası bu. hanginizi kırdım bu kadar. nasıl bi ah aldım?  sorun soruşturun, arayın tarayın nolur hanginiz dilediyse acı çekmemi; tahmin bile etmemiştir bunu, aklına hayaline gelmeyecek hale geldi, görsen haberim yoktu, ben bu kadar dilemediydim diye pişman olursun herkimsen.? ben hiç bi kalbi bile isteye kırmadımdı. bilmeden istemeden kırar mıyım diye dönüp dönüp arkama baktım o kadar zaman.
yeter lan!
bokunuzu yiyim lan!
özür dilerim!
özür dilerim hayatıma giren her adamdan, özür dilerim aklına dokunduğum her kadından.. bilmeden bastığım karıncadan, görüp de gözkırpmadığım yıldız varsa, geçerken gülümsemediğim ağaç, koklamadığım çiçek, bakıp da dua etmediğim  çocuk varsa, şükretmediğim bi damla yağmurdan özür dilerim..  üçgünlük dünya lan etmeyin! nolur hakkınızı helal edin!!
çok acıyo...
geçsinn, bitsin yetsin...
yine sabah oluyor, akşam başladı hiç durmadan yağıyor, hava durumunda kaç gün önce ne dediler bilmem de ben böyle bir yağmur görmedim? ister inanın ister inanmayın benim için yağıyor, bana yağıyor..
durmayacak bu gidişle, benim gözümden akamadıkça bi damla, bu yağmur durmayacak durmayacak,
bu kadar pisliğin içinde, bu kadar kin öfke çirkinlik nefretin içinde bokumuzda boğulmadık bunca zaman da bu yağmur da boğulacağız,..
söyleyin gelsin...




23 Kasım 2016 Çarşamba

şimdi günlerdir çakılıp kaldığım kanepede bile bakamıyorum sağıma, bakıp da seni görürsem diye, sarılamayacağımı bile bile...

17 Kasım 2016 Perşembe

14 Kasım 2016 Pazartesi



https://www.youtube.com/watch?v=z9lh6n839Xs


ben böyle uluorta bağırayım, bi tek sen anla:)) sezenler olur mu bilmem de arayanlar ne çoktur seni, seni sevmek ne doğal, herkes sever ki seni, biri ben... benim haberim bile olmayacak dinlerken alt dudağını ısırdığından, olsun.. hepsi hepsi bi satırını al senin olsun! ben sana deyince benim olmuş, şimdi senin olsunmuş bi şarkıdan hepsi hepsi bi satır, bi kafiye bi kelime,. benim çok sözlerim var da hem nası havalı off nası afilli, benim sözlerim bana yetmeyince iyi ki var şiirler, iyi ki var şarkılar, kocaman sonsuz binmavi gökyüzü var hem, iyi ki sonbahar geldi de her sarı yaprak bi elçi bin kitap yükü taşır benden sana şimdi, ve kızıllar morlar, iyi ki onlar herkesin... de; iyi ki seçtiğin bi satır bi kelime bi nota şimdi.. sadece senin!


senin için..


kızarmısın ki burdan herkes duysun da; bissürü şarkı bisürü şiir bisürü şair şimdi daha mutlu ben seni böyle sevdiğim için..


gülümseyerek uyan! haberin olmadan rüyanda çalacağım söyleyeceğim dansedeceğim uyandığında hatırlamayacaksın, uyumak zor, uyanmak dertken hem de uzun zamanlardır sebepsiz bu sabah gülümseyerek uyan, sen bile hatırlama ben bileyim, dudağımın kenarında bi gülümsememsin bazen gördüğün, bazen görmediğin... o ışık ışık kocaman gözlerinle nasıl görmediğini bilmediğin..


öyle güzel ki gözleri, kocaman kocaman....

10 Kasım 2016 Perşembe

dilbilgisi

Aşk bir eylemlilik halidir. ne güzel eylemdir aşk, başkaldırmak. isim tanımından kurtulmuş eylemdir aşk, isimlere, sıfatlara aldırmayan, zarflarından, zamirlerinden, açık gizli öznelerinden ve 3. tekil-çoğul şâhıslarından müstesnâ, tek başına, hem başlıbaşına cümledir, cümle âlem de aşk içindir. her dilde yazıldığı gibi okunmaz da; yaşandığı gibi hissedilir. tamlanmaz, tamamlanmaz, tanımlanamaz da.. özel isimlerden de başka her nasıl yazılsa; her harfi büyük okunur aşkın...
ve aşk küçüğüm illâ ki işteş bir eylemdir.

31 Ekim 2016 Pazartesi

yazmak; seni özlemenin en güzel halidir. sıla gibi her satır, her şiir. memleketim sana sarıldığım her şehir..


*sıla: Bir süre uzak kaldığı memleketine, vatanına ve yakınlarına ulaşma, kavuşma

30 Ekim 2016 Pazar


aynı saatte, aynı günde,
sonbaharla buluşmuşuz ikimiz de
ikimiz iki ayrı şehirde
üzerimizde uzun hırkalar,
benim ki sevdiğin mor, sarısına sarılsın diye baharın,
senin ki gri olsun hani üzerindeyken bana sarıldığın..
aynı sonbahara anlatmışız birbirimizi
aynı sonbaharı anlatmışız birbirimize
ikimiz de aklımızda
ayrı ayrı, aynı anda,
uzak ama yanyana
sen bana sarıldığın şehirde,
ben sana sarıldığım şiirde..
"biz" yanyanayken...


29 Ekim 2016 Cumartesi

kısaca..

Yürek kendini koşulsuz güzele verendir. (oruç çakmaklı, 2016)

ilelebet



Cumhur: (ﺟﻤﻬﻮﺭ) i. (Ar. cumhūr) Halk topluluğu, halk
-iyet: Sıfat ve isimlere eklenerek türkçedeki lik -lık ekinin vazifesini yüklenen ek.

Cumhur-iyet "halk" olma durumu, "halk"lık. yönetim biçimi olarak isim olarak ifade ettiği halkın kendini yönetmesi.

Türkiye Cumhuriyeti' nin kuruluşu mucizedir. Hz. Musa'nın denizi, Hz. Muhammed'in Ay'ı ikiye yarması gibi, Hz İsa'nın ölüyü diriltmesi gibi mucizedir Cumhuriyet. 13 milyon ölünün dirilmesi!
hayatın kendisinin mucize olduğunu bilmeyenler, kıymet bilmiyorsunuz. ne ateşin ne suyun, ne güneşin ne yağmurun, ne ağacın ne taşın, ne meyvenin ne çiçeğin, ne insanın ne hayvanın... kıymetini bilmiyorsunuz. sadece doğmuş olmak mucize iken kendini sevmeyenler, e başkasını sevmek mümkün değil zaten, bi çocuğu sevmek, bir kadını, bir adamı, sevmeyi bilmiyorsunuz. bir "halk" ı nasıl seveceksiniz lan?
kötüsünüz, çirkinsiniz, kalpsiz, ruhsuz, vicdansızsınız.

hepinize diyorum. "siz" diyorum, ben başka "siz" başka artık. ayrı. olamayız yan yana. "biz" demem ben daha. benim biz" im başka. biricik.

her şeyi ve herkesi sevecek kadar kocamanken kalbim, sevdiğim her şeyi bok ettiniz. o güzelim insanların kurduğu Cumhuriyetin çocukları, siz nasıl, nasıl böyle boktan bir kalabalığa dönüştünüz. neden?

nasıl ki sen ne yaparsan yap Dünya'ya bir şey olmaz, sen toprak olacaksın, dünya olacaksın istesen de istemesen de, Dünya senden önce de var idi senden sonra da var olmaya devam edecek.
Cumhuriyet de öyle. siz ne yaparsanız yapın, ne kadar hak etmeseniz de kurucusunun dediği gibi nâçiz vücutlarınız elbet toprak olacak fakat;

Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacak!


***
naçiz: (ﻧﺎﭼﻴﺰ) sıf. (Fars. olumsuzluk bildiren nā- ve çіz “şey” ile nā-çіz) Adı anılmaya değmeyecek kadar ehemmiyetsiz, hiç hükmünde, değersiz,

pâyidar: (ﭘﺎﻳﺪﺍﺭ) sıf. (Fars. pāy “ayak” ve dār “tutan” ile pāy-dār) Kalıcı, devamlı, sâbit.






21 Ekim 2016 Cuma

gideceğim birazdan sesimi alıp, sesim sende kalacak aslında ama geçecek o tütsü kokusu,
gideceğim şimdi ellerini bırakıp, ellerin bende kalacak aslında, ellerinde ellerimden kalan tütün kokusu...
"Olan" aşktan ibâret,  aşık olmak ibâdet...

19 Ekim 2016 Çarşamba

hatırlat da bana seni hatırlatmayan bir yer bulayım sabaha, bir şey, bir tek şey olmaz mı ya.. seni hatrılatmayan? bir kişiye senden bahsetmeyeyim mesela, olmaz mı ki? sana anlatılmayan bir zaman, bir an geçmez mi? ya da boşver bulsam da nasıl olsa ilk iş sana anlatacağım aklımda.. sen benden iyi bilirsin değil mi? benim anlatamadıklarımı dahi, yeri gelir ahmed arif seninle konuşur bemim yerime, bazen bi şarkıda ya da bi şiirde bi cümle..
sen benden iyi bilirsin değil mi; bi an düşünmekten seni, vaz geç mem ki!
sen benden iyi bilirsin değil mi; sen bırakmasan, ben elini hiç bı rak mam ki...
günaydın demeden uyumayı mı öğreniyorsun? kabuslar, hayaletlerle uğraşayım ben sen güzel uyu diye, gecem gündüzüme karıştı şimdi. ne gece varsın ne gündüz, ne yanımdasın ne yakınımda? sen neden gelmez oldun. sen aklına yine gitmeyi mi koydun, aklını ev bildiğimi unutup... kendi aklından gidemeyeceğini sen bilmez misin?
08.09.2016

hatırlıyor musun en kötü zamanında orada olmadığı için affetmemiştin. anlamamıştın.. maalesef hayat çok garip bir öğretmen zaman sonra da olsa da sana öğretme şekli sert oluyor. anlamak için yapman gerekiyor. en kötü zamanımda "arka arkaya geliyor böyle hep" derken aynı akşam biraz yalnız kalayım dedin. başka bi gün değil. ailem arkadaşlarım iş konusunda arka arkaya ne kadar harcanabilir kıymetsiz, değersiz olduğumu söylediğim gün, başka gün değil. demiştim ya hoyrat! o kadar acıtıyosun ki.. hepsi herkes neyse de sen ya ? sen için bi varım bi yokum ya? ben niye senin gibi senin başkasından gittiğin gibi senden gidemiyorum? şimdi Ada geldi ve ben yanından kaçtım hüngür hüngür ağlıyorum bi çocuğu sevmek seni sevmekken, ilk aklıma gelen sana anlatmakken o kadar canım yandı ki şimdi..  aliye sarıldım ağladım,
"eksiklik kendi özümde" başka şarkı değil bunu paylaşmışsın..
oha bilgisayardaki fb mesajı uyarı sesini duyup, kalbinin sıkışması..

1 Ekim 2016 Cumartesi

istanbul şerhi

bir şehir deyince ne gelir akla? rakım? nüfus? trafik ya da telefon alan kodu?
bir şehre şiirler yazılabilir mesela; deresine, kaç tepesine, havasına, suyuna, caddelerine, sokaklarına, boğazına, vapuruna, aslında pek de çirkin yaratıklar olan leş yiyen martılarına hatta,.. konu olabilir romanlara, fotoğraflara, resimlere, filmlere,.. özlenebilir bile bazen bir şehir, kavga bile edilir belki bir şehirle, meydan okunabilir,.. yakılabilir bir şehir, kolayca yıkılabilir..
çok şey gelebilir akla bir şehir deyince ama;
hiç aklına gelir mi, insan bir şehri kıskanabilir mi, sadece senin aklında diye bir şehir? bir de şimdi sen o şehre dokundun ya!.. dokunduğun her şey nasıl da güzelleşir..
senin aklını ikâmet gösteren adamın aklında soru işaretidir şimdi; biricik şehir başka bir şehre taşınabilir mi? anlaşılmaz gibi görünebilir ama;
zaten hiç aklı başında bir insan bir şehri kıskanabilir mi?

19 Eylül 2016 Pazartesi

ikâmet

iki satır izin aldım aklımdan, iki kafiye çaldım uykumdan, illa ki kavruk bir şair sesiyle okunacak, âşığa memleket sorulmaz da; elbet sesi biraz toroslar kokacak.. şimdi sabah ezanını okuyan imam bile utanacak. taşınıyorum kendi aklımdan, ilmuhaberimde bundan sonra cadde-sokak yazmayacak, kaçıyorum hiç kimsenin hiç birşeye  ve dahi hiç kimseye inanmadığı bulvarlarınızdan, hiçbirşey almadan yanıma, aklımdan taşanlardan başka, taşınıyorum ben, tesâdüflere alışık, aşka âşık, mucizelere âşinâ, kendisi mucizeden müsemmâ bir akla...

kelâm

bi kelimeye aklımı versem, ver kelimemi, al aklımı,
bozdur bozdur harca..
hani senin gibi sana benzeyen bi kelime olmaz olamaz da.. baktım o sevdiğin şiirlere, en sevdiğin ve dahi bilmediğin az sayıda şarkıya.. yok... aczimi anlatan ne çok adam var da seni sana anlatamamanın, seni mucizelere bile benzetebilen yok?..
bari benim içimdeki ormanları anlatan bi kelime olsa?! bi ağaca sarılırım ya ben, çünkü güzel olan herşeyi sevmek seni sevmektir ve bir çocuğun gözleri ancak senin sesini baktığından bu kadar güzeldir.. bi orman diyorum!! herbirine bi kere sarılsan yetmez zaman, öyle bi mutluluk, öyle bi telaş öyle nefesnefese... sadece sen'i yakın olmasan da yanımda hissettiğim o küçük anlar için! her seferinde içimde, yeniden yaşlanan, yıllanan yepyeni bi orman diyorum. maviye bakmanın, maviyi duymanın, maviyi solumanın en güzel yolu, en sevgili rengi yemyeşiller gibi içim için bi kelime bulsam, sana anlatabilmek için; içim içimi kemiriyor için için.. ahhh bi kelime bulsam...

3 Eylül 2016 Cumartesi

şimdi bir şey yazacağım ellerin için, aklımdan çıkmıyor ellerin, hele ellerimi tutarken, sıkı sıkı... biri bi zaman, benden önce, başka bi elleri daha güzel anlatmış olacak, canım sıkılacak.. aradım aradım da bulamadım bi kelime bi cümle, bi kafiye? ellerini ben şimdi, hem senin kendi ellerini, sana nasıl anlatacağım?

22 Ağustos 2016 Pazartesi

ah benim güzel arkadaşım

bu kadar güzel bi adam, öldü. pislik dolu dünyada yaşamayı bilen, hep heyecanlı gözleri fıldır fıldır, yerinde duramayan, cümlesinin sonuna "taam mı" ile kendine has kahkahasını ekleyen, denizi, kumu, datça'yı, geceyi, kadını, erkeği, müziği, dansetmeyi, çimeni, çiçeği, ağacı, kediyi, köpeği, kuşu, doğayı, yemeyi içmeyi, seven adam öldü... öle öle bu adam öldü o kadar pislik içinde... yaşlanıcaktık lan ne güzel beraber, ne kadar zaman görüşmesek hergörüştüğümüzde kaldığımız yerden gibi hep.. herkesi çağırdığın cennet gibi datça da itlik edicektik? şimdi her duble rakıya bi damla akacak senin için, senin hatrlanmadığın hiç bi yudum olmayacak...
ölümü kaçkere kandıran, ölmeyi bilmeyen adam, sen nasıl öldün lan? kendi cennetindeydin zaten niye gittin lan? güzel bakan, güzel gülen, güzel kardeşim, selam söyle ömer'e yıllarca önce giden, ve gidenlerin, özlenenlerin hepsine.
hoşçakal bro, görüşmek üzere...
ışık oldun, ışık olsun yolun...

8 Ağustos 2016 Pazartesi

hadi beceremedin şiir yazmadın da, her nasıl olabiliyorsa iki satırda olsa okumadın da diyelim, boyaya da dokunmadı ellerin, şarkı da mı söylemedin be, e muhtemelen hiç dansetmedin...hadi hiç hanımeli koklamadın, diyelim ki dalından kopardığın karadut elini yüzünü boyamadı, gülleri sulamadın, domatesin dibini çapalamadın kokusu gelmedi burnuna,hiç fidan dikmedin 15 yıl sonra gövdesine sarılmadın, çimleri biçip üzerine uzanmadın yağmurun altında çıplak, tamam o fazlaysa yahu yağmurun altında ıslanmadın mı gerçekten hiç? bi sokak köpeğine sarılıp ağlamamış olabilirsin, kuşları beslememiş, bi kedi ile uyamadın belki, bi kızın yok belli ki, bi çocuğun gülüşü aklını almadı di mi? yahu sarhoş olma tamam da hiç mi âşık olmadın be?
ulan doğduğundan beri sayısız kere göğe baktın bari onu inkar etme,
bırak kaç gün yaşadığını ve kaç kere başını kaldırdığını saymayalım da;
lan bir kere! bir kere bile  göğe bakan biri nasıl çirkin olur bana onu bi izah etsene.
nasıl bu kadar kötü oldunuz???

3 Ağustos 2016 Çarşamba

az sonra olmaz, birazdan bile çok geç, birazdan çook fazla özledim, ne olur bir an önce gelsen, biraz önce gelmiş olsan..

16 Temmuz 2016 Cumartesi

15 temmuz 2016 gene çocuklar öldü

şimdi o yerde kanlar içinde yatan ölü çocuğun boğazını kesenler, tekmeleyenler gibiyim. her birinin acılarını görmek, acıları olmak için yanıp tutuşuyor içimde iğğrenç bir öfke, korkunç bir nefret. ruhumun ırzına geçildi defalarca, çirkin suratlarınızdaki öfkeyle, içinizdeki pisliği kustunuz yine, çocukları öldürdünüz, hesabınız kitabınız, yeriniz yurdunuz, paranız pulunuz, makamınız batsın. çok güzeldim lan ben; aklımı, ruhumu, kalbimi bok ettiniz.
yansın bitsin, batsın yerin dibine dönüp bakarsam namerdim de;
ben şimdi içimdeki bu nefretle bir daha bir çocuğa nasıl sarılacağım? utanırımm...
ben şimdi içimdeki bu nefretle aşık olduğum o ışık ışık gözlere nasıl bakacağım lan?görmesin gözlerimdeki nefreti! ırzına geçilmiş kalbimi onun tertemiz kalbine nasıl vereceğim, ellerimle, öfkeden kudurmuş, can almak isteyen ellerimle, yumuk ellerini nasıl tutacağım ellerimi kırsaydınız lan, kıymasaydınız. şarkı söyleyecektik lan biz beraber, sesimi soluğumu boğazıma tıkadınız. afilli sözler yazacaktım ona, küfür kıyamet, lanet, beddua dan başka çıkmıyor şimdi kalemimden. biz göğe bakacaktık hep, gökyüzünü kana buladınız... başınıza gelen en güzel şeydim lan ben, içimdeki ışığı çaldınız...

9 Temmuz 2016 Cumartesi

şimdi ne zaman bi damla süzülse, yanaklarımda gibi ellerin. sen benim gözyaşıma değdin.. gözyaşlarına da gülümsemeye de değersin. özlemeye de beklemeye de.. yaşamaya değersin, yaşlanmaya aldırmamaya... 

29 Haziran 2016 Çarşamba

utanmadan süzüldüm pencereden, ellerim saçlarında gezindi, yanağından öptüm usulca, sarıldım doya doya. ışık ışık gözlerini kapadı, olmaz ya yanakları parladı. o sarılmadı... nasıl bir cezaysa işte kimse rūzgāra sarılamaz ki. 
o bana rūzgār dedi!

14 Haziran 2016 Salı

ev


gazi bir kentten daha iyi kim anlardı, kim yardım edebilirdi ki yaralı bir adama?

yârdan değil sadece yaraları,  yarlarından yuvarlanmaktan, yarım yamalak yaşamalardan, , yarıla yarıla yalnızlıktan kalabalıklardan, aklının çıkmaz sokaklarında duvarlara çarpmaktan, gecelerden-günlerden, aylardan-yıllardan, yaşından-başından, anlam veremediği, nasıl geçtiğini bilmediği zamandan. küçücük aklına-kalbine sığmayan kocaman "aşk"ı kırmadan, dökmeden, taşırmadan, taşıyamadığından. savaş alanında unutulan yaralı, yararsız piyâde. 

öyle sığındım Gaziantep'e.

çağrıldığımı, beklendiğimi, çok önceki hayatlardan bildiklerimin, beni beklediğini bilmeden geldim hem. neden geldiğimi ben bile bilmeden. şimdi gidemiyorum bu evden, bu mahalleden, bu kentten. ha evet düpedüz senin yüzünden.

öyle cömert davrandı ki bana Gaziantep...

parklarında uzandım, kavaklarının altında göğe baktım, yollarında yürüdüm, çıkmaz denen sokaklarına çıktım, çok ağladım, çok sarhoş oldum, şarkı dinledim, şarkı söyledim, bağıra bağıra, aşık oldum, terk edildim, bi daha ağladım, bi daha şarkı söyledim, yağmurlarında ıslandım, gök gürültülerinde haykırdım, şimşeklerinde yandım, karanlığımı karanlığına, karasını karama karıştırdım...
okullarına sığındım, bilgimden değil de, haddim değil be, inancımdan ve sevgimden verdim, koca koca sayılarla bakir bakire akıllara dokundum, azıcıklarından bazıları akıllarından sevgilerinden geri verdi, ben sandım ki bana bişey olmaz daha. kocaman oldum ben niye bilmem de en çok da ellerini tutunca...

senin bu yumuk ellerinde ne var bilmiyorum..*

doğduğumdan beri evden eve evsiz bi sokak köpeği olduğumdan belki evim oldu burası ilk defa. şimdi sen gidince kocaman bi soru işareti, koca bir şehri götürdün benden, şimdi ev neresiydi?
duvarlardan başkaymış ev; mekan!!; bazen bi ses, bazen bi bakış, bazen bi gülümseme, bazen saçlarının kokusu olurmuş, bazen yanağına değen başparmağım zamanı da durdururmuş da .....
ev olurmuş o zaman. ^?!
aklımı döktüğüm aklınmış benim evim... ben her evimi çok, ama en çok senin aklındaki yerimi sevdim.
gidemiyorum bu kentten. ama yokk aklında yaşayamam, yok olamam ya; anam var, yusufum var, gidemem ben benlikten, uzakta olsam uzakta da olsam, olmam lazım, ne kadar istesem de etim, kemiğim, bedenimden başka bi apo olsun!!, ;
olamam.
yok olamam!!
olamadım, bilemedim, beceremedim daha, ben istemez miyim keşke sadece senin rüyanda kalabilseydim.?  gece benim bile haberim olmadan sarılıp gittiğin.
ben gelemedim, ben gelemezdim de zaten, ben kalabilir miydim;ben bi şehre bağlanır mıydım böyle, gidemedim bu kentten sadece sen döneceksin diye...
gidemedim ya, ben bu şehirden kaldırımlarına yaramı, ağaçlarına gözyaşımı bıraktım, ben bu şehrin kaldırımlarında ağaçlarında, ben bu kapkara göğün altında, yıldızların ışığında aklımı sana açtım,.. sedefime elledin demiş "kadın" görse gözyaşlarıma dokunduğunu, dahası dayanamayıp gözyaşlarıma dokunmak istemeni... o da anlatamazdı, o da susardı daha da başka yazmazdı.
kim hissedebilir kimin içinde dikenler kalbini deler, bilebilir mi hiç bi kimse?
ben bildim...
söylemeden, bakmadan, anlatmadan, yazmadan önce hem; ben! ben bildim...
ondan aktı ya yağmurlar yanağıma.. 
ben bu şehri, ben bu kenti, ben bu gökyüzünü bile seninle sevdim...
ben kimseye diyemem de nerdeyim, bu kent bahane;
ben senin aklını ev" bildim...

9 Haziran 2016 Perşembe

ben seni müjgân* diye severim de...
korkarım; ışık ışık gözlerinin hatrı kalır!


*müjgân: kirpikler

7 Haziran 2016 Salı

şükür, şükran...
ilk yarattığını cezalandıran, cennetinden kovan yaradan! elbette beklemezdim cezalarının daha azını. adem kadar özel, o kadar ayrı, o kadar sevildiğimiz hissediyorum şimdi. daha da ağır gelmez yüklerin. sitem sevgiden, sevildiğimden, bilirim yüklenmelerin. hak etmek için ne yaptım da bilmem. bilmem vazgeçer misin? 
üzümü sıktım, suyunu içtim, şımardım da şımardım! sen, cezalara da, hediyelere de, vermeye doyamadın.
teşekkür ederim.
gözümden akan her damla yaş için. 
teşekkür ederim, kalbimden kara göklere çaktığın parlak yıldızlara, milyalarcası benim için parlayan, bana göz kırpan, en parlak olanı bana göz kulak olan. 
teşekkür ederim kulağıma çalınan seslere. ve sessizliğine gecenin.
ay, dünyanın değil de benim etrafımda döndü, neden? teşekkür ederim hatırladığım ve hatırlamadığım hayatlarımın her biri için.
hanımeli kokusu, çimlerin yeşili, göğün mavisi, sarıldığım her ağacın gövdesi için teşekkür ederim.
her biri birinden başka her kar tanesi ve sanki benim için hepsi, teşekkür ederim.
gözyaşlarımın yetmediği zaman gökleri yarıp, gökyüzünü yakıp damla damla döktün üzerime, teşekkür ederim.
bana verdiğin akıllanmaz akla, saklanmayan aşka, sığındığım her kuluna giden üzen yaralayan hemi hepisine.. her birinde seni sevmeyi öğrendim ya acıta acıta, teşekkür ederim.
sonsuzluğunda, kısacık bu suretimin var sandığı kendimle değil sadece, sonsuz kereler, her seferinde ben senin zamanında zamansız sen oldum ya...
ne diyeyim??
05.06.2016
göreme

31 Mayıs 2016 Salı

gözlerimin kenarındaki kırışıkları sevdim, sen sev demiştin ya.. bi ağlarken çıkarlar bi de gülerken yüzümde, ağlarken gülümsedim, senin yüzünden...
çocukluğumu aldım kucağıma sarıldım sımsıkı; sıktım, sıktım... hüngür hüngür ağlarken ben sanki benden çok daha büyük gibiydi... beni teselli etmeye çalışırken. çok güzeldi lan, çok masumdu, bakmaya kıyamadığım..ah ruhuna yandığım... ne kadar çok acı çekecekti, kendine neler edecekti, haberi yok! boşa geçtiğini bilmediği zamanın getirdiği bana, geleceği bana öyle bi baktı; öyle canım yandı. tarifi yok...
düşmanı mıyım 
sevgilisi miyim bilemedim
tanrı mı kıskanır 
sakınır mı beni de
ne sevebildim doya doya 
ne kana kana sevilebildim...